Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İnsan Üç Şeyden Korkar

İnsan Üç Şeyden Korkar

Rabbim zihnimizi bize düşman yapan insanlardan korusun.

İnsan üç şeyden korkar: Bunlardan birincisi ölüm, ikincisi diğer insanlar ve üçüncüsü ise kendi zihnidir. Bu süreçte en önemli faktörün insanın kendi zihni olduğunu düşünüyorum. Bir kişi sürekli ölümü düşünürse; ne zaman öleceğini, nasıl öleceğini ve öldükten sonra neler olacağını düşünüp durması durumunda bilişsel olarak felce uğrar, duygusal olarak mahkûm olur ve davranışsal olarak da bir tünele girmiş gibi olur. Bu bağlamda insan için en büyük, etkili, canlı ve her daim hazır bekleyen bir dolandırıcı var ise o da kendi zihnidir diyebilirim. Hani bir filminde rahmetli Kemal Sunal bir repliğinde “Ağam bizimle eğleniyi,” diyordu ya; aynı şekilde bizim de zihnimizin düşüncelerimiz, duygularımız, davranışlarımız, seçimlerimiz ve rüyalarımız üzerindeki etkisini biraz da olsa azaltabilmek için “Zihnim benimle eğleniyi,” diyebilmemiz gerekir.

Zihnimizin geçmişe, şimdiki ana ve geleceğe dair hikâyeler yazmasına neden olan en önemli kaynak diğer insanlardır denilebilir. Öğretmen öğrencisine, öğrenci öğretmenine, arkadaş arkadaşına, kadın kocasına, kocası karısına, doktor hastasına, hasta doktoruna, komşu komşusuna, müşteri işletme sahibine, işletme sahibi müşteriye, amir memuruna, memur amirine... Kısacası herkes herkese geçmişte yaşadığı ve yaşanan duruma eşlik eden birçok duygudan; başta utanma, suçluluk, çaresizlik ve yalnızlık duygularını tekrar yaşatacak şekilde bir şeyler yapıyor. Aynı kişi içinde bulunduğu anı, geçmişte olduğu gibi şimdi tekrar yaşamaya başlıyor. Anı elinden alınmış, geçmişe mahkûm edilmiş ve geleceğinin nasıl olacağını belirlemek için zihnine görev verilmiş bir kişiye dönüşüyor insan.

Bir insanın diğer bir insandan korkmasını belirleyen de yine kendi zihnidir. Zihin, hikâye yazmaya istekli ve becerikli bir yapıya sahiptir. Elinde hiç malzeme olmasa dahi bir tema belirleme ve o temayı inanılacak bir hikâyeye dönüştürme potansiyeli vardır. Gerçekte yaşanmayan, yaşansa da çok basit olan bir durum karşısında bile süreci “ya...” ile başlayan bir cümleyle başlatabilir. Buna en güzel örnek sınava girecek öğrencilerde gözlenir. "Evet, şimdi her şey çok güzel, konu eksiğim yok, denemelerim de çok dengeli ve tutarlı; evet ama ya sınavda stres yaparsam, ya zamanı yetiştiremezsem?" vb. cümleler zihnin hikâye yazmaya başladığının göstergesidir. Tam da burada öğrencinin yapması gereken şey, “Zihnim benimle eğlenmeye başladı,” diyebilmektir.

Bugün esas değinmek istediğim; öğretmenleri tarafından etiketlenen, arkadaşları tarafından zorbalığa uğrayan ve ailesi tarafından görülmeyen çocukların sessiz çığlıklarıdır. Öğretmen, hangi düzeyde olursa olsun insanın kendini tanıması, kendini kabullenmesi, kendi olması ve kendini sevmesi için en önemli kaynakların başında gelir. Öğretmenden gelen her olumlu uyarıcı; öğrencinin beyninde, zihninde ve bedeninde tarifi mümkün olmayacak ve ömür boyu sürecek izler bırakır. Bir insanın başka bir insana yapabileceği en büyük, etkisi asla azalmayacak iyilik, kendisini sevmesine yardım etmektir. Bu yardımı kişiye verebilecek ve bunu iliklerine kadar hissettirecek kişilerin başında öğretmen gelir. Olumlu tepkinin öğrencinin beyninde, zihninde ve bedeninde bir etkisi olduğu gibi, olumsuz bir tepkinin yarattığı yıkıcı etki de aynı derecededir.

Aynı şekilde arkadaşlık olgusu da benzer bir etkiye sahiptir. Arkadaşları tarafından sevilen, istenen ve aranan bir öğrenci olmak; doğru gelişimsel deneyimler ile içinde bulunulan döneme ait çatışmaları çözmeye katkı sağlayan en önemli iyileştirici dinamiktir. Peki şimdi okullarımızın her bir kademesinde —ki buna üniversiteyi de dâhil edebiliriz— bir başkasının ya da bir grubun dışlamasına, aşağılamasına, azarlamasına, küçük düşürülmesine, alaya alınmasına, yokmuş gibi davranılmasına; kısacası kendisinden nefret edecek kadar kendinden uzaklaştırılmasına maruz kalmış ne kadar öğrencimiz var?

Bir an bu öğrencinin kendiniz olduğunuzu ya da kızınız, oğlunuz olduğunu düşünün. Sabah kalktınız, ilk olarak aklınıza ne gelir? "Hangi elbiselerimi giyeyim, neyi neyle kombin yapayım? Kahvaltıda şunu yiyeyim ya da kahvaltıyı okulda yaparım; öğle arası arkadaşlarla belki dışarıda yeriz, okul çıkışı kütüphaneye gideriz," mi olur? Yoksa "Bugün, dün yaşadıklarımdan farklı bir şey olacak mı? Acaba kim bana nasıl davranacak? Belki bugün bir şey yapmaz ya da söylemezler. Acaba bir arkadaşım olacak mı? Bugün okula gitmesem mi ?" diye zihninin yazdığı o karanlık hikâyeleri okuyarak mı uyanır? Bu öğrenci için en önemli korku kaynağı zihni mi, yoksa zihnine gelecekte olabilecek senaryoları yazdıran; geçmişte yaşanan, yüreğini yakan ve ruhunu nefessiz bırakan deneyimleri canlı tutan o insanlar mı?

Yazana bakıyor da yazdıranı görmezden mi geliyoruz? Bir grup öğrencinin bir öğrenciye zorbalık yapma süresi ne kadar olabilir? Yapılan zorbalığın türü, zorbalık yapan kişinin kişiliği, yapıldığı yer ve kurbanın bu zorbalığa karşı tutumuna göre bu süre değişebilir. Fakat saatlerce sürmez —sürmesin de lütfen— dakikalar içinde başlar ve biter. Zorba ve mağdur için zorbalığın yapıldığı anda bu dakikaların süre bağlamında bir farkı yoktur. Zorba "On dakika boyunca onu haşladım," der; kurban da "Evet, on dakika sürdü," der. Fakat yıllar içinde bu on dakika, kurban için ömürle ifade edilecek devasa farkların oluşmasına yol açar. Çünkü zorba o on dakikadan çıkar; mezun olur, iş bulur, evlenir, çocuk sahibi olur ve günün birinde çocuklarını her türlü zorbalıktan korumak için canını verecek noktaya gelir. Kurban ise o on dakikanın içine hapsolur. Kronolojik olarak büyür fakat duygusal olarak hep o kırıldığı yaşta kalır. Mezun olsa dahi iş bulamaz; bulsa üretken olamaz, evlenemez; evlense de aile olamaz. Çocuklarını nasıl koruyacağını bilemez; ya hiç koruyamaz ya da aşırı korumaya çalışarak aslında geçmişte korunmayan o küçük kendisini korumaya çalışır.

Zorba olan her bir kişiye sorma imkânımız olsa ve onlara "İlkokul, ortaokul ve lise yıllarını hatırlamanı istesek aklına gelen ilk üç şey nedir?" desek, acaba kurbanını hatırlar mı? Kurbanlara yine aynı şekilde "İlkokul, ortaokul ve lise yıllarını hatırlamanı istesek aklına gelen ilk üç şey nedir?" diye sorsak, ilk sıraya zorbayı koyar mı? Biri unuttu, hiç olmamış gibi yaşadı ve yaşıyor: Zorba. Diğeri ise hiç unutmadı; her an oluyormuş gibi geçmişi şimdi yaşıyor: Kurban. Şimdi soralım: Kurbanın zihnini kendisine düşman yapan kendisi mi, yoksa ona bu zehirli kalemi verenler mi?

Ağzımızdan çıkan bir kelimenin, alaycı bir bakışın ya da bir insanı "yok" saymanın faturasını, bir başkası ömür boyu kendi zihnine hapsedilerek ödüyor. Bizler farkında olmadan başkalarının zihnindeki cellatları besliyoruz. Bir çocuğun, bir gencin geleceğini çalmak için fiziksel bir silaha gerek yoktur; bazen sadece bir dışlama, bir etiketleme yetebilir. Bu yüzden dönüp aynaya bakma vaktidir: Bugün birinin zihnine güzel bir anının tohumunu mu ektik, yoksa onu ömür boyu kaçamayacağı bir zihinsel hapishaneye mi mahkûm ettik?

Unutmayalım ki hayat, unutan zorbaların değil, unutamayan kurbanların sessiz çığlıklarıyla şekilleniyor. Ve o çığlığı duymayan her kulak, bu suçun bir ortağıdır.

Güncellenme Tarihi
  • 05 Temmuz 2026, 11:19
Yazının Adı
İnsan Üç Şeyden Korkar


Önceki
Ahmet Efendi