Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Manivela Etkisi

Manivela Etkisi

Çok ilginç bir alettir bu manivela. Bir tarafı kesere benzer ama keser değil. Diğer tarafı keskiye benzer orası da keski değil. Kendine özgü bir yapısı olan ama insanın her daim imdadına yetişen bir alet gibi gelir bana manivela. Hem öyle tek seçenekli de değil bu alet. Yapmak istediğiniz işe göre biçim ve içerik oluşumuna gidilir. Mesela en küçük lakin en ciddi işçilik isteyen ağzın içinde çalışan maharetli bir diş hekiminin imdadına hemen o yetişir. Ağızdaki her türlü dışarı atılması gereken ancak hekimin bilgisinin yetmediği bilgeliğinin devreye girdiği yerde minik manivelalar imdadına yetişir. Mesela mühendis ve mimarın bilgisiyle ortaya koyduğu ve ustanın becerisiyle uygulamaya koyduğu yeni bir inşaatın kalıplarının hayata zarar vermeden sökülmesinde yine manivela bilgeliği karşımıza çıkar. Mesela evde bir tadilat yapacaksınız ve etrafa zarar vermeden oradaki yapıyı restore edip yeniden bir inşa sürecine gireceğiniz zaman da herkesi en az üzerek başarı göstermenin altında yine manivela kullanmanın bilgeliği ortaya çıkar. Hasılı kelam hayatın her somut zorluğunun dahi üstesinden gelmek manivela etkisini bilgece görmek ve kullanmaktan geçiyor. Tabi ki önce manivelanın sizin hayatınıza girmiş olması ve onu biraz tanımış olmanız gerekir.

Bir konferansında günümüzün en önemli psikiyatristlerinden olan kâşif lakabıyla maruf Prof. Dr. Nevzat Tarhan yirminci asır bilgi asrıydı. Yirmi birinci asır da bilgelik asrıdır demişti. Sanki her türlü zorluğun üstesinden gelebilmek için bilginin tamamen yetersiz kaldığı bu çağda bilgeliğin en geçer akçe olduğunu söylerken bir manivela etkisini anlatır gibiydi bu söylemiyle.     

İlk bakışta biraz tuhaf gibi geliyor insana bu arafta kalış. Hatta bilimsel bakışla yaklaştığınızda saçma gibi bir durum. Bilimin kaosa bu kadar düzen verdiği bir evrende bilmek fiilinin esamesi mi okunur dedirtir bir tarzda dudak dahi büktürüp bıyık altında insana gülmek geliyor.

Evet insanlık tarihi boyunca bilimin daima önde olduğu sanki temel bir hakikatmiş gibi dikte edilmiş insanlara. Hatta bazen bu dikte öyle ileri bir düzeye gelmiş ki yegâne hakikatin bilimin kendisi olduğu iddiası dahi dillere pelesenk olmuş. İnsanlık bilim ile bilmek yol ayırımında bırakılmadan, her iki tarafın kendi merkezinde birer cevher olduğunu anlamasına müsaade edilmeden baskın bir bilim propagandası hakim olunmaya başlanmış. Bu arada bilmek kavramıyla bilimin karşıtlığını veya eşitliğini kastetmiyoruz. Ötesini vurgulamak istiyoruz. Daha doğrusu ekseriyetle bilimin oluşturduğu ekonomik bakış ve kazanımın ötesinde bir şeyi ifade eden bilmek kavramından bahsetmek istiyoruz. Yunus Emre’nin “İnsan ya bildiğini söylemeli/Ya da bilenlerden öğrenmelidir” irfanından hareketle “ilim ilim demektir/ilim kendin bilmektir/sen kendin bilmezsen/bu nice okumaktır” denizinde yol almaktır niyetimiz.

Bilim uzun bir dönem daha doğrusu sizin başka bilmeye ulaştığınız süreye kadar hep kendi doğrusunu dayatır. Kendi alın terinin ve emeğinin sizde karşılık bulduğunu görünceye dek aklın yegâne örüntüsünün kendi tespiti olduğunu söyler. Bu dayatma sizde bir tepki görmedikçe daha doğrusu sizin konfor alanınıza katkı sağlayıp rahatınızı artırdıkça siz de bu doğrunun biricikliğini kabul edersiniz ta keyfiniz kaçana ve huzurunuz bozulana kadar. Zaman bilimi eskitince sizin de aklınız bilmenin hayret vadilerinde dolaşıma girince yeniden bir arayışa geçersiniz. Bir manivela arayışına başlamışınız demektir.

Bilim sürekli bir eylemi anlatır. Eylemin serseriliğini ve kendi kuralları tarafından nasıl düzene sokulduğunu öne çıkarır. Siz bu baş döndürücü karmaşıklığın içerisinde bilimin dayattığı formülleri heyecanla uygularsınız -tam anlamıyla ne olduğunu bilmeseniz dahi-. Hatta bütün bu formülize edilmiş bilgilerin yegâne kurtarıcı olduğunu düşünerek sadece eylem reçetesini görmekten başka bir şey anlamak istemezsiniz. Bilimse eyleyenden bir kere bahseder ya da hiç bahsetmez. Çünkü her eylem arkasında bir eyleyeni görmek sizi teşekkürün en safına minnettarlığın en dayanılmaz gerçekliğine sürüklerken hakikat sorgulamalarını o zaman yaparsınız. Ve asıl şükranın bütün eylemlerin eyleyenlerini dahi eyleyen tek Rabbe olması gerektiği hakikatine varabilirsiniz. Bu bilimin işine hiç gelmez.

Bilim imkânsız olan öznesiz bir eylemi -evrende mümkün öznesiz eylem yoktur bence- yeni normal olarak öyle normalize eder ki sizin asıl özgürlüğünüz olan sorgulayıcılığınızın önünü kapatır. Ve yeni sorgulayanları da size sadece bilim insanı olarak dayatır. Halbuki bir önceki eyleminde o alandaki bilimsel bilgiye son noktayı koymuş gibiydi.

Bilim, insan dehasını ve varlığın coğrafyasını keşfederken yine aynı şeyi yapar. Asıl kutsala yolculuğu keser. O deha ve coğrafya mükemmel bir nizam ile var oluşunu devam ettirirken onlara hem içten hem de dıştan müdahale eden gerçek fail boyutuyla hepsinin üstünde ve ötesinde bir yaratıcı var olduğunu görmezden gelir veya öyle dikte eder. Günümüzde yapay zekanın varlık sebebi tam anlaşılmadığında insanların duçar olduğu zarar ve kâr düalitesi gibi.

Bilim, hepimizin eline bir şekerleme vererek sonsuzluğa olan yolculuğumuzda bizi bir çocuk gibi oyalarken asıl resmi görmekte bizi sınırlıyor. Bilgiyi sürekli parçalayarak keşfettiklerini de küçük kısımlara ayırarak insanı da parçalıyor. İnsana bütün bakmayı engelleyerek en zayıf ve muhtaç tarafımızı hep öne çıkarıyor. Bugünkü sağlık sistemlerinin bütün dünyada insanı sadece şifayı doktorda arayarak onlara muhtaç kıldığı ve sağlık merkezlerinde sürekli bir yaşam arayışına sürükleyerek bütün varlığa yabancı kıldığı gibi.

Bilgi kaosa düzen veremez. Bilakis kaosun karmaşıklığındaki düzeni ve harikalığı çağa ve çağın idrakine göre anlatır. Bu anlam arayışı yolculuğunda gerçekliği alternatifsizliğe indiremez. Bütün seçenekleri tek seçenek olan bir yanılgılar sistematiğiyle yüzleştiremez insanı. Doğrularının gerçekleşen ihtimaller olduğunu söyleyerek insana kutsal yolculuğunda bir projektör tutması gerekirken bilinmezliğin sonuna gelindiğini söyleyerek insanı otomatlaştıramaz.

Bilim artık eyleyensiz bir eylem olma despotluğundan çıktı. Asırlar boyu dayattığı bu yek seçeneklikten kurtularak bilmeye gölge olmayı dahi beceremiyor. Çünkü insanların öncelikleri değişmedi onlara giden en kısa yollar keşfedildi.       

Ah bilmek! Sen ne efsunlu bir simaya sahipsin. Tevazun tadınken erdemin adındır. Bilgelik çağı ise senin çağındır. Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir derken Sokrates seni yaratan Rabb(C.C.)inin “Deki: Bilenle bilmeyen hiçbir olur mu” güneşine nasıl mazhar olduğunu gösteriyordu.  

Bilmek herkesin vasfı ve eylemidir. Her türlü zorluğun aşılmasında insanın elindeki bir manivela gibi imdadımıza yetişir. Bir irfandır hatta irfanın içinde bir ihsandır bilmek. İnsan ihsan edenin kölesidir derken Efendimiz (A.S.V.) tamda bu etkiyi anlatır.

Olanı vermek, bildiğini yaşamak, yapmadığını konuşmaktan çok susarken eylemlerini anlatmış olmak, takdir ve tahsin beklemeden yaratılışının hakikatini ortaya koymak gibi bir şeydir bilgelik yani manivela etkisi.

Dünyanın en ücra köşesindeki birey dahi elindeki alet vasıtasıyla bilgiye ulaşabiliyor. Hatta çoğu zaman aymazca ve arsızca o bilgiyi kendi emeğiymiş gibi dahi kullanıyor. Onunla bir suni sıfat elde ederek insanlar arasında bir konum açmak istiyor kendisine. Hatta bilgi o kadar baş döndürücü ve gözü kör edici bir şekilde ulaşılabilir oldu ki tarihinin en itibarsız dönemine rastlar oldu. Çünkü onca zahmete ve bilgeliğe karşın ortaya konulan bilgi zahmetsiz bir rahatla insanların en ulaşılabiliri oldu. Lakin bilgelik her asırda olduğu gibi bu asırda da yine kendi ücra köşesinde ama en sade ve samimi duruşuyla -inşaatın en ücra köşesinde bir bilinmez olarak duran manivela gibi- varlığını çok daha etkili göstermeye başladı.

Bireyden aileye aileden topluma insanlık bir kurtuluş arıyorsa bilmek manivelasını acilen kullanmalıdır. Yani söylemden çok eylemde bulunmalıdır ki o eylem hem kendine hem de başkasına huzur vere vesselam.

Güncellenme Tarihi
  • 25 Ekim 2026, 09:05
Yazının Adı
Manivela Etkisi