Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Putlar Değişti Ama Kurban Aynı

Putlar Değişti Ama Kurban Aynı

Kurban Bayramı yaklaştıkça kurbanla ilgili çocukluk anılarımı daha fazla hatırlamaya başladım. Yıllar geçtikçe ayrıntılar silikleşse de bu anılar zihnimde varlığını koruyor. Ancak bu sene kurban kavramı üzerine daha fazla düşünmek, kendi adıma alışılmışın dışına çıkmak anlamına geliyor. Çünkü bugüne kadar kurbanı daha çok İslam dininin bir gereği olarak değerlendiriyor ve bayramın coşkusunu yaşamaya odaklanıyordum. Oysa bu aralar dikkatimi çeken şey, kurbanın dini bir ritüelin ötesinde, medeniyet tarihinin en eski ve en derin sembollerinden biri oluşu.

İnsan, tarih boyunca görünmeyen bir güce yaklaşmak, onun rızasını kazanmak ya da onun gazabından korunmak için kurban verdi. Bu yönüyle kurban, korkularımızı, umutlarımızı ve bağlılıklarımızı görünür kılan bir geleneğe dönüştü.

Doğa olaylarının nedenlerinin bilinmediği eski toplumlarda kuraklıklar, salgınlar, savaşlar ve benzeri olaylar tanrıların öfkesi olarak yorumlanıyordu. Böylelikle insanlar, bu öfkeyi yatıştırmak için en değerli olanlarını sunmaya yöneliyordu. Önce yiyecekler, sonra hayvanlar, bazen de esirler hatta özgür insanlar… Bazı antik uygarlıklarda insan kurbanı, tanrılara sunulabilecek en büyük adak sayılıyordu. Çünkü yaygın düşünce şuydu: “Ne kadar değerli bir şey verirsem, tanrılar da bana o kadar merhamet eder.”

Bu anlayışın temel duygusu korkuydu. İnsan, tapındıklarıyla çoğu zaman sevgiye değil çıkara dayalı bir ilişki kuruyordu. Kurban adeta göğe sunulan bir bedeldi. Tanrılar kızmasın diye çocuklar kurban ediliyor, savaş kazanılsın diye insanlar öldürülüyordu. Böylelikle insan, kendi korkusunu başka bir canın ölümüyle bastırmaya çalışıyordu.

İslam’ın kurbana yüklediği anlam üzerine düşündükçe, aslında burada kanın değil insanın niyetinin öne çıktığını hissediyorum. İslam, kurbanı; tanrıyı besleyen ya da öfkesini dindiren bir ritüel olmaktan çıkarıp manevi bir imtihana dönüştürdü. Bunun en güçlü yansıması Hz. İbrahim kıssasıdır. Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmeye yönelmesi ve sonunda insan yerine ona bir koçun gönderilmesi, insan kurbanı anlayışına karşı önemli bir kırılmadır. Burada asıl mesele kan değil, niyettir. Nitekim Kur’an’da, “Onların ne etleri ne kanları Allah’a ulaşır; Allah’a ulaşan yalnızca sizin takvanızdır” buyrulur.

Bu nedenle İslam’da kurbanın merkezinde kesilen hayvan değil, insanın teslimiyeti vardır. Kurban; bencilliği, hırsı, açgözlülüğü ve bağımlılıkları sorgulamanın bir aracıdır. Aynı zamanda paylaşmanın ve toplumsal dayanışmanın da ifadesidir. Kurban etinin ihtiyaç sahiplerine dağıtılması bu yüzden önem taşır. Çünkü İslam’da kurban bireysel bir ibadet olarak değerlendirilmez. O, toplumsal vicdanın da bir parçasıdır.

Peki, modern insanın kurbanla ilişkisi gerçekten sona ermiş midir? Belki artık putların önünde hayvanlar kesilmiyor. Fakat insan, hâlâ bazı şeyleri kutsallaştırıyor ve onların uğruna kendi özünden fedakârlıklar yapmayı sürdürüyor. Artık yeni tanrılar görünür putlardan değil, modern hayatın görünmez arzularından doğuyor. Günümüzde paranın, kariyerin, gençliğin, güzelliğin ve beğenilme arzusunun yeni tanrılara dönüştüğünü söylemek mümkündür. İnsanlar daha fazla kazanmak uğruna sağlıklarını, ailelerini ve huzurlarını feda edebiliyor. Sosyal medya çağında ise beğenilmek uğruna mahremiyet, gerçeklik duygusu ve iç huzuru kurban ediliyor. Bazı insanlar, genç kalabilmek ve daha güzel görünmek uğruna sağlığını bile tehlikeye atabiliyor.

Bu aşamada sanırım sorulması gereken, insanın kurban verip vermemesi değildir. İnsan zaten kendini bir şeye adar... Gençliğini ve ömrünü, sağlığını ve aklını neye verdiği, aslında neye inandığını gösterir. İslam’ın kurban anlayışı da tam bu noktada farklılaşır. Çünkü İslam, insanın Allah’tan başka hiçbir şeye mutlak bağımlı hâle gelmesini istemez. Böylece kurban, bir canı feda etmenin ötesinde, insanı hakikatten uzaklaştıran bağları koparmanın sembolüne dönüşür. Sonunda geriye şu soru kalır: İnsan hayatını hangi değere adıyor? Çünkü galiba insan, uğruna kendini feda ettiği şeye gerçekten tapıyor. Belki de Hz. Mevlânâ’nın işaret ettiği gibi: “Gönlümüz neye kapılmışsa oyuz.”

Güncellenme Tarihi
  • 24 Mayıs 2026, 10:44
Yazının Adı
Putlar Değişti Ama Kurban Aynı