Email
Twitter
WhatsApp
İnstagram

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

İLETİŞİM

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF!

İyiliğe Karşı Olan Her Şeye MUHALİF !

Rabbim Beni Benden Koru

Rabbim Beni Benden Koru

Hepimizin beklentileri, umutları, planları, ihtiyaçları ve başımıza gelmesinden korktuğumuz şeyler gelmesin diye aldığımız önlemlerimiz vardır. Bütün bu amaçlara ulaşmak için yaptıklarımız sonucunda elde ettiklerimiz ile hedeflediklerimiz arasında boşluklar oluşabilmektedir. Bu sürecin başlaması, sürmesi ve sonlanması açısından herkes birbirine benzer. Bir başka deyişle, herkes bu süreci kendi özgün yapısı içinde oluşturur ve yaşar. Fark; bu sürecin sonucunda hayal ettiğimiz yer ile bulunduğumuz yer arasındaki boşlukları doldurmak için yaptıklarımızdan kaynaklanmaktadır. Bu durum, bir anlamda ruh sağlığımızın hangi yönde seyredeceğini belirleyen bir sürecin de başlaması demektir.

Akılda kalması açısından bu süreç basitçe şöyle formüle edilebilir:

  • Birinci aşamada; istekler, ihtiyaçlar, beklentiler, umutlar vb. bulunur.
  • İkinci aşamada; birinci aşamadakileri karşılamak için yaptıklarımız ve yapmadıklarımız vardır.
  • Üçüncü aşamada ise; ikinci aşamada yaptıklarımız ile birinci aşamada karşılanmayan durumlar kalır. Yani bir anlamda iki eksi bir (2-1=?) formülü...

Bu döngü bağlamında insanlar arasındaki temel farklar önceliklendirmeden kaynaklanır. Kimi insanlar isteklerini önceliklendirirken kimileri ise ihtiyaçlarını önceler. Bazıları gerçekçi umutlara sahipken bazıları hatalı umutlar besleyebilir. Bazıları hayal dünyasında yaşarken bazıları hayalleriyle yaşar. Bu farklar, kişinin bulunduğu yer ile bulunmak istediği yer arasındaki mesafeyi de belirleyen "2-1" formülünün sonuçlarının farklılaşmasına yol açar.

Hedeflenen yer ile bulunulan yer arasındaki mesafenin kabul edilemez bir çelişki oluşturması, birey üzerinde psikolojik bir baskı yaratır. Bu baskıyla başa çıkmak için sergilenen davranışlardan üç tanesi öne çıkar: “Şikâyet”, “Eleştirme” ve “Suçlama” (ŞES). Bu psikolojik baskıyı hisseden bireyler, bahsi geçen yöntemlerden sadece birini, ikisini ya da her üçünü birden kullanabilir. Kişinin hangi yöntemi veya yöntemleri kullanacağı, kendisini diğer insanlarla ilişkilendirme biçimine göre farklılaşmaktadır.

Kişi, hedeflediği veya ulaşmayı düşündüğü yer ile bulunduğu yer arasındaki çelişkiyi gidermek ya da bu çelişkinin oluşturduğu baskının etkisini azaltmak adına; kendini ve başkalarını suçlamayı, elindekileri fark etmesini engelleyecek düzeyde şikâyet etmeyi ve ilişkilerini zedeleyecek boyutta eleştirmeyi tercih ederse, ruh sağlığının bozulma süreci başlamış demektir. Bu süreç, hızla uyum ve işlevselliğin bozulmasına kadar varabilecek bir boyuta ulaşabilir.

Aksine kişi, bu sürecin sonucunda hedeflediği yerde olmasını engelleyen faktörlerin gerçekten ne olduğunu objektif bir şekilde değerlendirebilirse ve şu anda bulunduğu yere ulaşabilmek için elinden geleni ertelemeden, vazgeçmeden, kapasitesi ölçüsünde yaptığına eminse; şikâyet yerine şükrederek, eleştirmek yerine anlayarak ve suçlamak yerine kabullenerek bu süreci yaşar. Bu döngüde kalmayı başaran kişi, huzur içinde kendisi olabilmenin hafifliğini hisseder.

Çünkü şikâyet beraberinde sıkıntıyı getirir. Şükretmek ise kişinin hakkını ve haddini bilmesini sağlayarak elindekilerin kıymetini kavramasına vesile olur. Eleştirmek, hem yapan hem de maruz kalan tarafta olumsuz duygular üreten bir fabrika gibi çalışır ve sürekli tetikte olmayı gerektiren yorucu bir yaşam tarzı yaratır. Böyle bir yaşam tarzına sahip kişilerle yaşamak zor, hatta neredeyse imkânsızdır. Bunların yerine anlamayı seçmek; bireye hatalara karşı esnek olma, hoşgörü gösterme ve affetme becerisi kazandırır. Eleştiri, bireyin yarım kalan işlerini bitirmek yerine artırmasına neden olurken; anlamak ve buna bağlı olarak affetmek, bitmeyen işlerin tamamlanmasını sağlar.

Suçlamak ise sorumluluktan kaçmanın bir diğer yoludur. Sorumluluktan kaçmak, bireyin kimlik karmaşası yaşamasına ve gerçeklerle yüzleşmesine engel olur. Sorumluluktan kaçmak, onu kabullenmekten çok daha zordur. Çünkü sorumluluktan kaçan bir insan için zaman en büyük düşman haline gelir ve ona her an yapması gerekenleri hatırlatır. Bunun sonucunda kişi, zamanı "öldürmek" için zaman kazanmaya çalışır. Suçlama yerine kabullenmeyi seçmek, olgunlaştırıcı bir sorumluluk üstlenmeyi gerektirir; zordur fakat insanı insan yapan en temel duygulardan biridir. Unutmayın; psikolojik olarak bizi mahkûm eden ve bu mahkûmiyetin sürmesine neden olan o gardiyanları (şikâyet, eleştiri ve suçlama) bizden başkası var etmiyor. Bu bağlamda, "Allah’ım beni benden koru." sözü son derece derin bir anlam taşımaktadır.

Hayat ile aramızda kurduğumuz bağ, hedeflerimiz ile gerçeklerimiz arasındaki o ince çizgide şekillenir.

"2-1" formülünün sonucunu olumsuz kılan şey, yaşadığımız eksikliklerden ziyade, bu eksikliklerle yüzleşirken sığındığımız savunma mekanizmalarıdır. Şikâyet, eleştiri ve suçlama zırhına bürünmek kısa vadede rahatlatıcı görünse de uzun vadede bizi kendi inşa ettiğimiz zindanlara hapseder. Oysa gardiyanlarımızın anahtarını elimizde tuttuğumuzu fark etmek; şükranla, anlayışla ve sorumlulukla hareket edebilmek ruhsal özgürlüğün kapısını aralar. Kendi iç dünyamızda hakikati kabullenebildiğimiz, hatalarımıza esneklik gösterebildiğimiz ve kendimizi yine kendimizin yıkıcı eğilimlerinden koruyabildiğimiz ölçüde aradığımız içsel huzura kavuşabiliriz.

Unutulmamalıdır ki, çoğu zaman sorun, sorunu çözmek için baş vurulan yöntemlerin kendisidir. Şikâyet, eleştiri ve suçlayarak yaşadığı  bilişsel, duygusal, davranışsal ve etkileşimsel sorunları çözmeye çalışan bir kişide zamanla en büyük sorun bu yöntemlerin kendisi olmaya başlar. Bu kişiler psikolojik yardımı da bu yöntemlerden kurtulmak için almaya başlarlar. “Rabbim beni benden koru”

Güncellenme Tarihi
  • 11 Ekim 2026, 09:46
Yazının Adı
Rabbim Beni Benden Koru


Önceki
Kardeş Gibi