İbn-i Haldun, tavırlar nazariyesinden bahseder. Rekabetçi toplumların hakem ve hâkim devlet kontrolünden çıktığında nasıl tartışmalı pozisyonlar aldığını bu tavırların oluşumunda görmekteyiz. Zafer tavrının maziyi unutarak bireyleri nasıl bir sarhoşluğa ilettiğini fark edemeyebilir toplum. Mutlakiyet tavrının gücü nasıl putlaştırdığını, iktidarların keyfi istibdatlara dönüştüğünü fark edemeyebilir insanlar. Barış tavrının kıymetli olduğunun farkına varamayan veya unutanlarda şiddet ve savaşın nasıl meşru bir yeni normal olduğunu kabul eden toplumların çıkmazı veya savrulması anlaşılamayabilir. Refah tavrının aslında insanları emeğine dönük bir yaşamdan uzaklaştıran kapitalizmin dayattığı bir yaşamı normalleştiren bir yaşama dönüş yıkımı olduğu görülmeyebilir. İsraf tavrının insanın bağımlılık ve denetlenemeyen arzular yığınında debelenişinin bir canlılık göstergesinden başka bir şey olmadığını toplumlar anlamayabilir. Bir de bunların üzerine Cemil Meriç’in tabiriyle insanlığa giydirilen deli gömleği olan izimler -ki ben İZMlere insan zihninin morfini diyorum- eklenince her yıkım bir yenilik olarak algılanmaya başlanır.
Arı aile modeli olan saf ve yerli toplumlar kovanda yaptıkları balı paylaşırken modernleşmenin etkisi ve tur-izm furyasıyla üretilen bal zehirlenir. Onu tadan herkes kıvranmaya başlar. İktidarlar halka hakim olurken bilginler de iktidarların gölgesinde varlık göstererek en zillet dolu devri yaşayarak tur-izmin goygoylu bir şaklaban turisti olurlar ve boy boy tur-izm bilgi şölenleri yaparak gayri meşru çocuğu meşrulaştırmaya çalışırlar.
Modernizmin ve yanlış batılılaşmanın en büyük arzusu olan omurgasız toplum oluşturma planı kılıfı imgesiyle açık toplum projesinin yegâne uygulama alanının tur-izm olduğuna inanıyorum. Başka milletlerin bu tur-izm tecrübesini yaşamak toptan çözülme yani toplumsal çürümenin aynı zamanda bir kültürel yozlaşması olarak karşımıza çıkıyor. Ruhu sömürmek olan bu oryantalist bakış açısının kaynağı tur-izm her alanda ahlaksızlaşarak medenileşmenin, vahşi ve çürümüş bir ahlaksız halk oluşturma projesinin da adıdır.
Haz önde gider yasa peşinden gelir demişti David Hume. Lakin bu tur-izm öyle bir afyondur ki ne yasa tanır zamanla ne de insan. Sadece paradır derdi para.
Her millet ve devlet için geçerlidir ama bizim için çok acı bir gerçekliktir refah tavrının israf tavrıyla birleşerek tur-izm adı altında varlığımızı her geçen gün yok etmesi.
Bir ülke düşünün kendi eliyle her gün kendisini parça parça yok ederek özünden uzak bir yapıya dönüşüyor.
Bir ülke düşünün her geçen gün ölüme, sekerata ve yaşayan bir ölüye dönüyor tur-izm sayıklamasıyla.
Değerleri çerçeveleyen ve kayıtlayan hatta üzerinde hiçbir düşünce oluşturmayan bir yok ediş sürecidir tur-izm.
Evet, kıyı tur-izmiyle coğrafyamız, inanç tur-izmiyle değerlerimiz, sağlık tur-izmiyle sistemimiz donduruluyor. Asıl zararı gören, mağduriyeti yaşayan turizminden fayda görenler değil coğrafyanın, inancın, sağlığın asıl sahibi olan orta sınıftakiler, sabit gelirliler ve düşük ücretliler ve milletini seven her ferttir.
Tur-izm bu asrın baş belası, vebası ve yok edici buldozeri gibidir. Maalesef yıllardır direndiğimiz son yıllarda hiçbir kaygı ve değer veya bariyer koymadan döviz adıyla bütün kapıları ardına kadar açtığımız felaket, dalalet, cinayet kapısıdır. Çünkü tur-izm yerliliği yok ediş yerli olmayanın yerli üzerinde bir tahakküm ve tasarruf ediş sürecidir. Değerleri silici ve yok edici süreç olarak algılıyorum. Bilhassa yatırımcının doymak bilmez iştahının tahammül edilemez zararlarını, kültürsüz ve kaba çalışanların normal dışı eylemlerinin oluşturduğu aşırılıkları, göçle gelenlerin yeni kimlik arayışlarıyla her yolu mubah ve her eylemi normal görerek baskın ve yıkıcı tavırları, kendi ülke veya memleketlerinde asla yap(a)madıkları her eylemi mubah görerek en büyük zararı veren turistlerin büyük acılar yaşattıkları masum yerlilerin gün geçtikçe diğerleriyle aynileşmesi ve delilik olan yeni normale alışması hatta bazen kurnazlıkla diğerlerinden daha can incitici bir noktaya varması gibi algılanan tur-izm ne büyük bir yıkım, elem verici eğlence ve yol alma serüvenidir.
İşte bakın her geçen gün tur-izm inşası adı altında coğrafyalarımız katlediliyor. Katledilen coğrafyalarda yükselen binalar zengini daha zengin fakiri daha fakir yapıyor. Yerli halk kedinin ciğere baktığı gibi sadece oralara bakıyor. Bakmakla da kalmıyor bazen ancak uzaktan seyir teraslarından seyrediyor. Görünürde devletin kıyıları adı altında halkın malı olduğu zannedilen hakikatte bütün kıyıların zenginler tarafından nasıl istila edildiğini ve istimlak edildiğini görüyorsunuz.
İşte inanç tur-izmi adı altında mahremimize giren kirli eller ve çamurlu postallar. İnancımızı yani dinimizi donduran pis ve soğuk eller mabetlerimizi ve oralardaki beraberliklerimizi kirleten o pis eller inancımızı dahi donduruyor. Dini sadece müzede ve tur-izmde seyirlik hatta alay edecek bir şekiller bütünü ya da ritüel olarak görecek kadar itici bir yaklaşım sergileniyor. İşte sağlık sistemimizdeki tur-izm goygodası. Her geçen gün daha hantallaşmaya daha çok halkın hizmet alacağı kıymetli ve nitelikli mekanlar olmaktan uzaklaşmaya giden bir sağlık sistemi. Bilhassa milletin ve ülkenin en verimli kaynaklarını kullanan özel teşebbüsler sağlık tur-izmi adı altında tamamen vahşi kapitalizme peşkeş çekilerek aynı zamanda ülkenin en kıymetli sağlık elemanlarını sağlık çalışanlarını bilhassa doktorlarını yüksek paralarla sistemden çekerek hem kendi varlıklarını devam ettiriyor hem halkı mağdur bir şekilde kötü hizmetler almaya adım adım yaklaştırıyor. Buyurun bir milletin coğrafyasını, inancını ve sağlık sistemini yok eden tur-izme. Daha doğrusu üç tur-izmin yok ettiği bir medeniyetin acı serüvenine.
Adım adım bir millet veya medeniyeti yok eden tur-izm anlayışının daha acısını söyleyeyim size. Biliyor musunuz coğrafya turizminde evimiz yıkılıyor evimiz. Evet, coğrafya tur-izminde bir dil katliamı ile karşı karşıyayız. Bunun ne demek olduğunu ancak dilin önemini ve oluşturduğu medeniyetin zamanı nasıl ölümsüzleştirdiğini anlayınca anlarsınız. Batı dünyasını bilhassa tur-izm coğrafyasını gezdiğinizde kendi dillerinin dışında başka bir dille ciddi sayıda bir tabela göremezsiniz. Bizim tur-izm coğrafyamızı bilhassa Ege ve Akdeniz kıyılarımızı gezdiğimizde neredeyse Türkçe tabelaya rastlayamıyoruz. Bir milletin dilini yok etmek Haydigger’in ifadesi ile evinizi yok etmektir. Tur-izm ve tur-ist gelecek diye bütün tabelalar kirli hain sömürgeci İngiliz diliyle dolmuş taşıyor arada bir Türkçe tabelalara denk geliyoruz. Tur-izmin yok ettiği bir coğrafya değil aynı zamanda bir dil ve millet.
Daha acı bir şey söyleyeyim. Tur-izm ile yerli masum halk ve masum çocukları gelenlere özenip o özenti ve taklitle onlara benzeyip kendinden uzaklaştıkça evimiz yıkılıyor. Sadece konuştuğu zaman yerli halk olduğunu ancak anlayacağınız bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvranan yerli halkın enkazını gördükçe tur-izmden kazandığınız dövizin yok ettiği bir medeniyetin acısı tarif edilemiyor. Sistematik duyarsızlaşmayla her sene döviz girdisi diye dilinize pelesenk olmuş tur-izmin yok ettiği bir medeniyeti nasıl görememenin hayretleri içindeyim.
Hem bu yabancılaşma ve çürümenin normalleştiği mesela inançtan bi-haber olan rehberlerin inançla ilgili ne kadar yanlış ve kirli bilgileri ortaya koyduğunu görürsünüz. Hatta mabetlerin girişlerindeki ayet, hadis ve özlü sözleri birbirinden ayıramayacak kadar inancına ve değerlerine yabancı olanların dini nasıl yanlış anlattığını gözlerinizle görüp kulaklarınıza şahit oluyorsunuz. Daha elimi de bazen kilometrelerce dolaşıyorsunuz ibadet edeceğiniz bir mabet bulamıyorsunuz. En garibi de bu ülkenin yüz yıla aşkındır sermayesini sömüren hatta ülkenin yeni otomobilinin şarj aletlerini bile kendi bünyesinde bulunduran o İngiliz petrol ofisinin hiçbirinde ibadet edeceğiniz bir mescit bulamıyorsunuz. Buyurun sizin kendinize ne kadar yabancılaştığınız ne kadar kendi kalarak sizi sömürdüğünü ortaya koyan bir numune.
Hem mesela sağlık tur-izmi adı altında her geçen gün sağlığın şifadan çok paraya dönüştüğünü görüyoruz. İnsanın her geçen gün bir hasta olarak algılanmaktan ziyade bir gelir kaynağı olmaya dönüştüğü sağlık bilhassa özel sağlık sistemlerimizin devletin diğer sağlık sistemlerine dahi yansıdığını ve bunun arkasında da tur-izm geliri adı altında aslında özel sağlık sistemlerinin nasıl masum ve mazlum düşük gelirli sabit ücretli insanlara yüksek ücretle kapılarını kapadığını anlıyoruz. Çünkü geliriniz, ortaya koyduğunuz ücret performansı yerli vatandaş olarak özel sağlık sistemlerini mutlu etmiyor. Onların iştahlarını doyurmuyor. Vahşi kapitalizmlerine cevap vermiyor. Onlar da sağlık tur-izmi adı altında gayet kibar ve nazik bir dille sistemi sömürerek ve yetersizliğinizi ortaya koyarak ülkenin şifa kapısını eziyet, çile hatta ötekileştirme kapısına dönüştürüyor.
Yanlış anlaşılmasın efendim! Tur-iste karşı değil tur-izm adı altında bir milletin yok edilmesine karşıyız.
Yıpranmayı hatta yok etmeyi yenilik sayan, halkın refahına katkıda bulunmaktan ziyade onun öz kaynaklarını halka yasaklar tarzda bir yüksek maliyet oluşturan yamyam tur-izm paradoksluğuna hayır diyoruz.
Refah tavrını yadırgamıyoruz. Bizi bizden edecek refah için her yolun meşru olmadığını savunuyoruz.
Günahkârı yargılamıyoruz günahın meşrulaştırılmasını asla istemiyoruz.
Bu cennet vatanda tur-izm adı altında cehennemi yaşamak istemiyoruz.
Her yaşın bir işi var ve her zamanın bir hükmü var diye sermaye sahiplerinin dümenine kürek çekerek coğrafyamıza, inancımıza ve özümüze yabancı kalmak istemiyoruz.
Kendi portremizi çizerek var olmak istiyoruz.
Kendi örsümüzde dövülüp kendi tavımızda çalışıp katma değeri yüksek ürünler vererek olmaya devam etmek istiyoruz tur-izmin örs ve çekiciyle değil.
İstiyoruz ki sesimiz ve sözümüz aynı hançereden çıksın ki kendimiz kalalım.
Dirilişimiz öz coğrafyamız, inancımız ve değerlerimiz üzere olsun ki huzur bulalım.
İrfanî bilgiyle deriz ki refah hayatı anlamlı kılmıyor. Onurlu ve kendi kalarak yaşanılan bir hayat refaha anlam katıyor. Bu anlamın afyonu sanki bugün tur-izm gibi geliyor bana. Ancak Sezai Karakoç’un dediği gibi deriz.
Bahar yaz güz kış
Ben Sen İsa ve Yahya
Bir gülü yetiştirmek için
Yaratılmışız
Şükür Tanrıya